ÜNİVERSİTELİLERİN BULUŞMA ADRESİ
Would you like to react to this message? Create an account in a few clicks or log in to continue.

ÜNİVERSİTELİLERİN BULUŞMA ADRESİ

ÜNİVERSİTE VE ÜNİVERSİTE ADAYLARININ BULUŞMA ADRESİ UNİBUL
 
AnasayfaLatest imagesAramaKayıt OlGiriş yap

 

  İstanbul'un Fethi!..29 MAYIS 1453

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 347
Rep Gücü : 1014
Rep Puanı : 0
Kayıt tarihi : 25/07/12
Nerden : Uzaydan

 İstanbul'un Fethi!..29 MAYIS 1453 Empty
MesajKonu: İstanbul'un Fethi!..29 MAYIS 1453    İstanbul'un Fethi!..29 MAYIS 1453 EmptyPtsi Ağus. 27, 2012 7:49 pm

İstanbul'un fethinin adım adım hikâyesi

İstanbul, iki derya arasına kurulmuş, her sengi Acem mülküne değer efsane bir şehir. 324 yılında Büyük Konstantin tarafından kurulduğunda Roma İmparatorluğu'nun başkentiydi. 1453 yılına gelindiğinde ise Bizans'ın elinde kalan son topraklar buradan ibaretti.
11 asır boyunca pek çok sefer düzenlendi İstanbul üstüne. Ama kimse onun araları kırmızı tuğlalı taş duvarlarını aşamadı. Sonunda ‘feth-i mübîn', 21 yaşında bir Osmanoğluna nasip oldu. “Ya ben Bizans’ı alırım ya Bizans beni.” diyen Fatih Sultan Mehmed, kendi icadı toplarla sadece İstanbul surlarında değil, idarecileri o tarihe kadar yıkılamaz sanılan yüksek duvarlı şatoların arkasına gizlenmiş Ortaçağ’ın; karanlık bedeninde de gedikler açıyordu. İstanbul, çeşitli milletler tarafından birçok defalar kuşatılmıştı. Hazreti Peygamber'in (sas) "İstanbul muhakkak fethedilecektir. Bu fethi yapacak hükümdâr ne güzel hükümdâr ve onun askerleri ne güzel askerlerdir." müjdesinden etkilenen Müslümanlar da Hz. Osman (ra) devrinden itibaren şehri çeşitli kereler muhasara ettiler. Fakat bu müjde 21 yaşındaki Fatih Sultan Mehmed'e nasip oldu. Efsane haline gelen surların aşılması için o döneme kadar görülmemiş teknikler ve silahlar kullanılmıştı. Bu, yeni bir çağın başlangıcı demekti.

TÜRK VE BİZANS GÜÇ DENGESİ

Bizans ordusunda 5 bini paralı olmak üzere 9 bin asker vardı. Buna karşılık Osmanlı ordusu için değişik kaynaklarda 100 bin ile 500 bin arasında farklı rakamlar veriliyor. Bizans ordusunda küçük çaplı topların yanı sıra mancınık, ok, tüfek, mızrak, sapan, arpalet ve espiyale denen zırh delici silahlar ve suda bile sönmeyen Grek ateşi mevcuttu. Türklerde ise dönemin en modern silahları kullanılıyordu. Çeşitli büyüklüklerde 300 adet top ve Fatih’in icadı olan havan topları ve hareketli kuleler vardı.

İSTANBUL SURLARI

İstanbul'un o döneme kadar fethedilemeyen efsanevi bir şehir olmasının en büyük sebebi çevresini kuşatan surlardı. O dönemde başka hiçbir yerde bu kadar sağlam savunma sistemi bulunmamaktaydı. Uzunluk bakımından erişilmez olmasına rağmen Çin Seddi bile savunma açısından İstanbul surlarının yanına yaklaşamıyordu. Karada 6.492 m., Marmara ve Haliç kıyılarında 820 m. uzunluğundaki surlar birkaç kademeden oluşurdu. En önde Bizans’ın mobil kuvvetleri savunur, arkasında 7 m. genişlik ve derinliğindeki su ile dolu hendekler bulunurdu. Bunların arkasında mızraklı askerlerin beklediği savunma mazgalları vardı. Savunma mazgalları geçildiği takdirde 5-7 m. yüksekliğindeki orta surlara gelinirdi. Osmanlı ordusu orta surlar önünde çok sayıda şehit vermişti. En arkada ise 12-13 m. yükseklikte asıl surlar bulunurdu. Asıl surların üzerinde bekleyen askerler hiçbir canlının sur dibine yaklaşmasına izin vermezdi.

1- RUMELİ HİSARI
İnşasına 1452’de başlanan hisar dört ay içerisinde tamamlandı. Boğazın en dar yerinde ve Anadolu Hisarı’nın karşısındadır. 30 metre yüksekliğinde 3 kulesi vardır.

2- DONANMA
Fatih'in Gelibolu'da 400 gemi hazırlattığı ve içlerine kürekçilerle 20 bin kadar asker koyduğu kaydedilir.

3- BÜYÜK TOPLAR
Yapımı 3 ay süren Şahi adlı topun çevresi 2,5 metre, güllelerin ağırlığı 600 kilo idi. Elli çift öküzle çekilir, dengesinin sağlanması için iki tarafında 200 kişi bulunurdu. Gülleleri 1200 metreye kadar fırlatabiliyordu.

FATİH ve FETİH KRONOLOJİSİ

30 Mart 1432- II. Mehmed (Fatih Sultan Mehmed) doğdu.
1434- Edirne'de II. Murad tarafından Muradiye Camii yaptırıldı.
1444- II. Murat tahttan çekildi, II. Mehmed tahta çıktı ve Varna zaferi kazanıldı.
1445- II. Mehmed tahttan çekildi ve II. Murad ikinci defa tahta çıktı.
1447- Edirne'de II. Murad tarafından Üç Şerefeli Camii yaptırıldı.
1448- II. Kosova Zaferi kazanıldı.1451 II. Murad öldü ve II. Mehmed ikinci defa tahta geçti.
18 Şubat 1451- Babası Sultan İkinci Murad Han'ın ölümü üzerine Fatih Sultan Mehmet Han, ikinci defa Osmanlı tahtına oturdu.
5 Nisan 1453- Fatih Sultan Mehmet'in donanması İstanbul sularına girdi.
17 Nisan 1453- Fatih Sultan Mehmet, İstanbul adalarını fethetti.
29 Mayıs 1453- İstanbul, Osmanlılar tarafından fethedildi. Sultan İkinci Mehmet, 'Fatih' unvanını aldı.
1459- Ayasofya, camiye çevrildi.
1460- Mora ele geçirildi.
1461- Trabzon Rum İmparatorluğu sona erdi.
1461- Candaroğulları Osmanlı'ya katıldı.
1463- Osmanlı-Venedik Savaşı başladı.
1466- II. Mehmed, Arnavut seferine çıktı.
1468- Karamanoğulları, Osmanlı Devleti'ne katıldı.
1468- II. Mehmed tarafından İstanbul'da Topkapı Sarayı tesis edildi.
1470- İstanbul'da Fatih Külliyesi inşaa edildi.
1470- Eğriboz alındı.
1471- Fatih Külliyesi açıldı.
1472- Topkapı Sarayı inşa edildi.
1473- Osmanlı Akkoyunlu mücadelesi sonucu Otlukbeli Savaşı kazanıldı.
1475- Kırım Osmanlı tabiiyetine girdi.
1476- Boğdan Seferi zaferle sonuçlandı.
1478- Fatih tarafından ilk altın para bastırıldı.
1479- Osmanlı-Venedik barışıyla beraber Fatih, Venedikliler'e Trabzon ve Kefe'de ticaret yapma hakkı tanıyan ahidname verdi.
1480- Otranto'ya çıkıldı ve başarısız Rodos kuşatması gerçekleşti.
1480- Kadıaskerlik Rumeli ve Anadolu olarak ikiye ayrıldı.
1481- II. Mehmed vefat etti ve II. Bayezid tahta çıktı.

Fetih ve Fâtih



İstanbul’un fethinin 549. yıldönümünü idrak etmiş bulunmaktayız. Tarihte, güçlü devletler kurmuş, büyük zaferler kazanmış, değerli devlet ve ilim adamları yetiştirmiş bir millet oluşumuzu hatırlamamız, geleceğe doğru emin adımlar atmamız için ilham ve güven kaynağı olacaktır. Tarihimiz, ruhumuzun temelleri için sağlam bir zemindir. İstanbul’un yanında Fâtih’in bize bıraktığı miras, onun örnek hayatıdır. İman, azim, kararlılık, büyük hedefler tayin etme, başarıya kilitlenme, ilme tutkunluk, hoşgörü, hakka ve hukûka bağlılık, adâlet... bunlardan bazılarıdır. Fethi kutladığımız şu günlerde, asıl idrak etmemiz gereken, bu manevî mîrası yaşatma şuurunu kazanmamızdır.
Edirne Sarayı’nda bir seher vakti Sultan II. Murad’a bir oğlunun dünyaya geldiği müjdesi verilir. Padişah, o sırada Muhammed Sûresi’ni okumaktadır. Okuduğu sûrenin adına bakarak oğluna bir isim buluvermiştir. Ancak, Muhammed ismine karşı bir edep inceliğini gösteren Osmanlı geleneğine göre, yeni doğan bu şehzâdeye Mehmed ismini verirler. Fâtih’in annesi Hümâ Hâtun, fetih türküleri ile şehzâdesini büyütürken, babası da erken yaşlardan itibaren oğlunun yetişmesi için devrin en tanınmış hocalarını seferber ettirmiştir. İslam tarihinde, XII. yüzyılın ortalarına kadar, dînî ilimlerin fen ilimleri ile bir bütün halinde okutulması geleneği çerçevesinde yirmi yaşına kadar çeşitli ilim sahalarında alimlerle tartışacak kadar bilgi sahibi olan Fâtih, devrinde popüler olan sekiz yabancı dili okuyup–konuşacak düzeyde öğrenmiştir. Ona ders veren hocalar arasında Hıristiyan ilim adamları da bulunmaktaydı.

Osmanlı tahtına çıkar çıkmaz, babası II. Murad’ın vasiyeti gereği İstanbul’un fethine girişen Fâtih, ilk iş olarak, dedesi Yıldırım Beyazit’in İstanbul Boğazı’nda inşa ettirdiği Anadolu Hisarı karşısında, dört ay gibi kısa bir zamanda Boğazkesen Hisarı’nı yaptırır. Fâtih’in de inşaat süresince bir amele gibi taş taşıdığı bu hisarın yüksek duvarlarına yukarıdan bakıldığında Peygamberimiz Hz. Muhammed’in ismi görülecektir. Bu da Fâtih’in mefkûresini, hayat felsefesini ve aksiyon gücünün kaynağını göstermektedir.

Fâtih’in insanlığa sunacağı hizmetler vardır. Onun “şâhî” ve havan topları, Bizans surlarını yıktığı gibi, Avrupa’da şatolara sığınarak halkın emeği ve teri üzerinde saltanat süren feodallerin duvarlarını da yıkmıştı. Böylece Fâtih, yeni bir “çağ” açmıştı. Latin işgalinden beri bir türlü huzur ve rahatı bulamayan Rumlar onun sayesinde rahat bir hayata kavuşmuşlardı. Bir ilim ve marifet merkezi haline gelen İstanbul, İslam kültür ve medeniyetinin de beşiği haline gelmişti. İstanbul’un fethinden sonra Fâtih, insanlık için yapacağı vazifesinin sona erdiğine inanmıştı. İstanbul’un manevî fâtihi ve ruhunun gıdasını temin ettiği hocasının önüne oturan Fâtih, “Dünya nimetlerinden gına getirdim. Emelim şudur ki, tac ve tahtımı terk idem. Senin yanında Hakk’a hizmet yolunda ibadetle ömrümü geçirem.” sözleri ile dervişlik yoluna girmek istediğini belirtince; talebesine halkının başında görevine devam etmesini tavsiye eden Akşemseddin, “icrâ–yı adâlet” yolunda hizmetin dervişlikten daha hayırlı olduğunu söylemiştir.

İstanbul’un “fethi”, Napolyon, Timur ve benzerlerinin yaptığı gibi işgâl ile başkalarının toprağını ele geçirme hareketi değildir. Fâtih’in İstanbul’u fethine teşebbüs ettiği sırada imparator, Avrupa’dan yardım alabilmek için Papa tarafından şart koşulan Katolik kilisesiyle birleşmeyi kabul etmişti. Bu maksatla Papa tarafından gönderilen bir kardinal başkanlığında Ayasofya’da ayin yapılırken İstanbul’un Ortodoks halkı, bunu nefretle karşılamıştı. Halk, 1204 İstanbul istilası sırasında Latinlerin kendilerine nasıl davrandıklarını unutmamıştı. Diğer taraftan da, Rumlar, Osmanlı’nın kendilerine hoşgörü ve adâletle davranacaklarını biliyordu. Onlar, Osmanlı himayesine giren bütün Hıristiyanların mal ve can emniyeti ile inançlarında serbest oluşlarını bildikleri için onlara karşı hayranlık duymaktaydılar. Bu bakımdan, Osmanlı’nın kendilerini bir an önce himaye altına almalarını beklemekte olan halkın arasında “Kardinal şapkası görmektense, Türk sarığı görmeyi tercih ederim.” sözü dolaşmaktaydı.

Tabiî ve stratejik önemi bakımından İstanbul, tarih boyunca; MÖ 240’ta Makedonyalılardan başlamak üzere; Persler, Emevîler, Abbasîler, Latinler, Cenevizliler, nihayet Osmanlılar tarafından ele geçirilmeye çalışılmış, 28 defa kuşatılmıştır. Fâtih döneminde yapılan 29. kuşatma fetihle sonuçlanmıştır. Fâtih’in, surları yıkma tesirini gösterecek “şâhî” toplarını döktürmesi, aşırtmalı atış yapan havan toplarını icat etmesi ve bunların balistik hesaplarının bizzat kendi tarafından yapılması; onun hedefini gerçekleştirmek için bütün engelleri yıkmadaki azmini göstermektedir. Osmanlı gemilerinin geçişini engellemek için Rumlar tarafından Haliç girişinin zincirler ile kapatılması üzerine gemilerin dağlardan, tepelerden aşırılması da aynı azim ve irâdeyi göstermektedir. Bu iman ve irâde sahibi insan Fâtih, “Ya ben Bizans’ı alırım; ya Bizans beni!” sözleri ile bu azmini ifade etmekteydi.

Adâletin tesis edilmesi; tevhid, nübüvvet, haşir inancının yerleştirilmesinden sonra gelen Kur’ân’ın dört temel prensibinden biridir. Ahirette, özel lütuflara mazhar olacak yedi sınıftan biri de “Adâletli hükümdar”dır. Bu değerler ile yetişen Fâtih, ülkesinde, adâleti tesis etmek için mahkemelerin doğru dürüst çalışmasını temin etmiştir. Nitekim, fetihten sonra can ve mal emniyetine sahip oldukları gibi, dînî özgürlükleri de koruma altına alınan Patrikhâne, Fâtih’e müracaat ederek; Rumların adlî dâvâlarına kendi mahkemelerinde bakılması için izin istediklerinde, Padişah, isteklerinin kabul edebileceğini, ancak önce, Osmanlı mahkemelerini gezmelerini tavsiye etmişti. Üsküdar, Kütahya ve Konya mahkemelerini gezip inceleyen papazlar, Fâtih’e gelerek, “İsteğimizden vazgeçtik, biz sizin mahkemelerinizde muhakeme edilmek istiyoruz.” demişlerdi.

İstanbul’un fethi için gerekli hazırlıkları tamamlayan Fâtih, kan dökülmesini önlemek için, 12 Nisan günü imparatora bir elçi gönderir. Teslim olmaları halinde halkın mal ve canlarının emniyette olacağını, isteyenlerin bütün eşyaları ile istediği yere gitmelerinde serbest olduklarını, aksi halde harp hukûkunun gereklerinin yapılacağını bildirir. ‘Hayır’ denilince, 12 Nisan’da başlayan kuşatmayla 29 Mayıs Salı sabahı Fâtih’in orduları İstanbul’a girerler. Fâtih askerlerine, kendilerine karşı çıkanlar hariç hiç kimsenin öldürülmemesi ve şehrin yağmalanmaması emrini verir. Halkın can ve mal emniyetini sağlayan Fâtih, daha önceden Roma’dan gelen teklifi kabul etmeyerek Latin kilisesiyle birleşmeyi kabul etmeyen Gennadius’u “Cihan Patrikliği” makamına getirerek Ortodoksları Osmanlı himayesine aldığını ilan eder.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
https://unibul.yetkin-forum.com
 
İstanbul'un Fethi!..29 MAYIS 1453
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Ondokuz Mayıs Üniversitesi

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
ÜNİVERSİTELİLERİN BULUŞMA ADRESİ  :: DEVLET ÜNİVERSİTELERi :: ÜNİVERSİTE BİLGİLERİ-
Buraya geçin: